Öteki İsviçre - Köşe Yazıları

Öteki İsviçre!

     Ana Menü
 Öteki
petitrond.gif Ana Sayfa
 Haber Gönder
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Alt Menü
 Yazarlar
 Makaleler
petitrond.gif Laleler
 Radyo Odası
 Foto Galeri
 Hava Durumu
 Videolar
 ÜyelerShow/Hide content
 Hesabınız
 Günlüğünüz
 İletişimShow/Hide content
 Forum
 Ziyaretçi Defteri
 İletişim
 Tavsiyeniz
 Katkım Olsun
 İndirShow/Hide content
 İndir
 BağlantılarShow/Hide content
 Bağlantılar

     Üyelik

Anonim
Üye Adı:
Şifre:
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin:

Üyelik Üyelik:
 Son Üye:
      Anatoly 
 Tüm Üyeler: 83

Şuan Bağlı Şuan Bağlı[5]:
 Ziyaretçi: 5
 Üye: 0


Şu ana kadar
1281030

     Gazeteler

 Türkçe

 Özgürpolitika

 Evrensel

 Hürriyet

 Milliyet

 Radikal

 Sabah

 Bianet

 Akşam

 Cumhuriyet

 Gazetem

 Sesonline

 Vatan

 Yenişafak

 Zaman

 Deutsch

 WoZ

 Tages Anzeiger

 NZZ

 Le Monde

 English

 Guardian


     Hasankeyf Su Altında Kalmasın!




Bir Ülke Kurmak!
Hasever
Hasever

Tarih: 18 SUBAT 2010 Perşembe


Osmanlı imparatorluğu, iktidarının terkisinde sürekli yer verdiği İslam ile ikili bir ilişki içinde olmuştur. Bu ilişki, meşruluğunu kutsatmak ve pekiştirmek karşılığında yönetimden hisse vermek şeklinde vücut bulmuştur. Rivayet edilenin tersine, bütün din formasyonlu ideolojiler daha çok maddi dünyayla meşgul olmuşlardır. Gerek Avrupa kıtasının sömürgeciliğinde koç başılık yapmış olan Hıristiyanlık, gerekse İslam’ın Osmanlıyı imparatorluğa ulaştıran mesaisinde olsun, dinler yoğun bir pratiğin içinde yer almışlardır. Bu pratikte İslam, Hıristiyanlığa göre gölgesinde barındığı iktidarla daha çok kavga halindedir.

Şeyhülislam’ın en tepe noktasını oluşturduğu Osmanlı’da İslam bürokrasisi, Kemalist devrimle birlikte yeni bir evreye taşındığında, koltuk altında tefsir kitaplarından ziyade teşkilat defterleri vardı. İslam’ın, Osmanlıda, imparatorluğun bürokrasi deryasında gemi yüzdürmekten ve iktidarın güncellik sığlığından olsa gerek, pek şaşırtıcı olmayacak şekilde, teorik donanımı zayıf kalmıştır. Cumhuriyet iddiasındaki Kemalist hareketin, 1924 yılında Halifeliği kaldırdıktan sonra esaslı bir tepkiyle karşılaşmamasının bir sebebi de budur. Ve öte yandan, son günlerde iyice su yüzüne çıkan ve Kemalist ulusalcılarla neo-İslamcılar arasında süregiden iktidar kavgası ise, İslam siyasasının yüzyıllarca sürmüş İmparatorluk ortaklığının günümüze taşmış halinin yeniden fırına sürülmüş vaziyetidir.

Fazlasıyla iktidar kodlu olan İslam’ın, Kemalist devletle sürekli çatışık halde durması hem bir birliktelik bedeli hem de iktidar mahallesinde arsa kapma mücadelesidir. İslam siyasası büyümek için iktidar tarlasına, iktidar ise yeşermek için İslam gübresine ihtiyaç duyar haldedir. Krallara taç giydiren kiliseden, bizzat kendisi halife olan imparatora kadar bu sarmal devam edegelmiştir. Günümüzde ise bu sarmalların daha farklı tezahürleri mevcut.

Avrupa’da kiliseler sahip oldukları mal mülk dışında, ortak oldukları vergi gelirleri kanalıyla sisteme (dar anlamda iktidara) bağlanırken, İslam egemenliğindeki topraklarda bu çok daha doğrudan ve kör göze parmak raddesindedir. Kemalist devlet, hilafeti kaldırdıktan sonra bünyesine tamamıyla kattığı ve diyanet adı altında teşkilatlandırdığı İslam modeliyle alanında pek de bir özgünlüğe sahip değildir. Tarif eğer laiklik ise, bu tarife uyan herhangi bir devlet modeli henüz yeryüzünde teşkilatlandırılamamıştır. Gerek din formasyonlu ideolojilerin karakteri gerekse egemenlik vurgulu devlet teşkilatlanmasının yapısından kaynaklı olsun, bu iki gücün birbirinde uzak durma şansı yoktur...


Türkiye’de yönetimin en tepesinde yer edinenlerin, bu konumlanmalarına rağmen mağdur rolü oynamaları hem bir rol hem de bir hakikat gösterisidir. Tıpkı Sadrazam olup padişahtan dert yanmak gibi. Bilinir ki Osmanlı İmparatorluğu’nun bir duvarı sadrazam kelleleriyle örülmüştür. Ve yine bilinir ki her yeni sadrazam selefinin kellesini duvara yerleştirdikten sonra mesaiye başlamıştır.


İktidarla çok yakın bir ilişki içinde olanlar hem iktidar olmanın ayrıcalıklarından hem de ayrıcalıkların yarattığı konfordan faydalanırlar. Ama bir noktada hep eksik kalırlar: değiştirme. İslam siyasasının gerek Osmanlı terkisinde Anadolu ve Balkanları, gerekse Kemalist iktidarın koltuk değneği olarak Türkiye ve Kürdistan coğrafyasını kendi gönlünce değiştirememesinin bir sebebi de bu iktidar yakınlığı pozisyonudur.

Türkiye’de devletin kodlarını inhisarında bulunduranlar açısından yönetimde neo-İslamcıların bulunması çok da tercih dışı bir seçenek değildir. Bir ucu Atlantik ötesinde, bir ucu Arap yarımadasında ve diğer bir ucu Anadolu coğrafyasında bulunan denge oyunu, bir mühendislik kurgusu misali üçyüzaltmış dereceyi eşit paylaştırmıyor. Dönem dönem birbirine yaklaşan eğilimler kimi zaman batıya, kimi zaman güneye hareketleniyor ve kimi zaman da olduğu yerde duruyor. Ergenekon kodlu çekişme bünyeyi batıya hareketlendirse de, etki dalgası güney doğrultuludur.

Neo-İslamcılar teorik olarak İslam siyasasının en zayıf halkasını teşkil ediyorlar. Bu açıdan bakıldığında  Osmanlıdan gelen sığlık, güçlü bir damar olarak devam ediyor. Sığlık, hareketin, hem fazla pratikle meşgul olmasından hem de devrimci barutunu çoktan tüketmiş olmasında kaynaklanıyor. Duruma paralellik arz eden neo-İslamcı konumlanma, fazlasıyla sistem içi ve evcildir. Günlük politik seyirlerine bakıldığında, bütün reflekslerinin kapitalist sistemin fırsatlarını değerlendirme çabası üzerine olduğu rahatlıkla görülür. Zaten, hem şimdiki teorisizliklerinin arkasına sığındığı liberal söylemden hem de koptukları gelenekten kopyaladıkları, sol söylemleri dejenere ederek kendileştirme kopyacılığından öte bir marifetleri yoktur.

Kandil, Amed, Ankara ve İmralı hattında yoğunlaşan Kürt siyaseti bu iki damarlı tek gücün karşısında pozisyon alırken şaşırtıcı bir şekilde fazlasıyla gündelik davranıyor. Kürt Özgürlük Hareketi’nin gerek illegaldeki gövdesi gerek “legaldeki” elleri ve gerekse tutsak edilmiş beyni olsun hepsi hızla teorisizleşiyor (ideolojisizleşiyor).  Uzayan mücadelenin getirdiği sıkıntı ve halkın nefessiz bırakılması bu teorisizlikte önemli bir rol oynasa da asıl sebep siyaset yapanların kendilerini fazlasıyla sistem içi görmeleri gibi görünüyor. Kürt siyasetçisi legalde siyaset yapabiliyor diye legalleşmiştir denemez. Legallik, il-legalde olanın değil legali yönetenin belirlediği bir pozisyondur. “Kapitalizmin en büyük silahı, ordusu ve ekonomisi değil, liberalizmidir” diyen Kürt Ulusal Önderinin ne kendisi ne de kendisini “bir türlü anlamayan” takipçileri bu belirlemeye uygun davranıyorlar. İktidar katında çatışan iki eğilimden herhangi biri veya ikisi birden  referans alınarak kurulacak bir denge oyunu yoktur. Bu iki eğilim çatışık halde durmasına rağmen sol ve Kürt cephesi karşısında her an yek vücut olmaya hazırdır. Zaten kavga da bunun üzerinde kopmuyor mu? Her iki eğilim de bu çelişkiye ve çözümsüzlüğe ben hükmetmek istiyorum diyor. Çelişkiye bir çözüm getiremeyeceklerini sınıfsal karakterlerinden biliyoruz. Çözümsüzlüğe dair edilen sözler ise meşreplerine uygun fakat tarihsel duruşlarıyla çatışık haldedir. Siyaseti egemen gücün başkentinde yapanların, ışık yoğunluğundan bunları görmeye olanakları olmayabilir ama Kürt Özgürlük Mücadelesi’nin kadroları bunları görmekle mükelleftirler.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülen X, Q, W kullanımı ve son dönemde gözaltına alınan Kürt siyasetçilerinin verdikleri beyanatlar karşımıza pek de iç acıcı bir tablo çıkarmıyor. Başvurunun içeriği, tekniği nasıl olursa olsun AİHM’in verdiği alfabe kararı yerinde olmuştur. Ne tesadüftür ki İslam siyasası da o mahkemeden iki kere eli boş dönmüş ve silahları elinden alınmış savaşçı gibi perişan edilmişti. İslam siyasasının teorik sığlığının bir makul zaman ve mekan sığınağı olabilir ama Kürt hareketinin otuz yıl önce Marksizm’le başlattığı kurtuluş mücadelesinin bu kadar aşınmaya hakkı yoktur.  Kürtler, alfabenin mahkeme salonlarına götürülmemesi gerektiğini bilmek zorundalar. Ve bir şeyi daha bilmek zorundalar: Mahkeme salonlarında kurulacak bir ülke yoktur!


  
Hasever
hasever@gmx.net




Bu köşe yazısı 205 defa okundu. Toplam 946 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Hasever ] - [ Yazarlar İndeksi ]






Öteki İsviçreÖteki İsviçreWeb site powered by PHP-Nuke


CopyLeft, Bu Sitenin Tüm Hakları Öteki İsviçre Dergisine Aittir. Kaynak Belirtildiği Sürece Her Türlü Alıntı Serbesttir. Öteki İsviçre, 2005-2009.
You can syndicate our news using the file or ultramode.txt
PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.17 Saniye