Öteki İsviçre - Köşe Yazıları

Öteki İsviçre!

     Ana Menü
 Öteki
petitrond.gif Ana Sayfa
 Haber Gönder
 Haber Arşivi
 Arama
 Konular
 Alt Menü
 Yazarlar
 Makaleler
petitrond.gif Laleler
 Radyo Odası
 Foto Galeri
 Hava Durumu
 Videolar
 ÜyelerShow/Hide content
 Hesabınız
 Günlüğünüz
 İletişimShow/Hide content
 Forum
 Ziyaretçi Defteri
 İletişim
 Tavsiyeniz
 Katkım Olsun
 İndirShow/Hide content
 İndir
 BağlantılarShow/Hide content
 Bağlantılar

     Üyelik

Anonim
Üye Adı:
Şifre:
Güvenlik Kodu: Güvenlik Kodu
Güvenlik Kodunu Girin:

Üyelik Üyelik:
 Son Üye:
      Anatoly 
 Tüm Üyeler: 83

Şuan Bağlı Şuan Bağlı[5]:
 Ziyaretçi: 5
 Üye: 0


Şu ana kadar
1281031

     Gazeteler

 Türkçe

 Özgürpolitika

 Evrensel

 Hürriyet

 Milliyet

 Radikal

 Sabah

 Bianet

 Akşam

 Cumhuriyet

 Gazetem

 Sesonline

 Vatan

 Yenişafak

 Zaman

 Deutsch

 WoZ

 Tages Anzeiger

 NZZ

 Le Monde

 English

 Guardian


     Hasankeyf Su Altında Kalmasın!




Bizim Çocuklar!
Onur Yücel
Onur Yücel

Tarih: 9 ARALIK 12.0 Cuma


‘’Her yere yetişilir 

Hiçbir şeye geç kalınmaz ama 

Çocuğum beni bağışla, 

Ahmet abı sen de bağışla... 

Boynu bükük duruyorsam eğer, 

İçimden öyle geldiği için değil, 

Ama hiç değil... 

Ah güzel Ahmet abım benim, 

İnsan yaşadığı yere benzer 

O yerin suyuna, o yerin toprağına benzer,

Suyunda yüzen balığa 

Toprağını içen çiçeğe... 


Ve o çocukların dünyayı düzeltecek ellerini işlerdi bir dantel gibi

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar büyüyecek

O çocuklar...

Bilmezlikten gelme Ahmet abı,

Umudu dürt,

Umutsuzluğu yatıştır.

Diyeceğim şu ki;

Yok olan bir şeylere benzerdi o zaman trenler

Oysa o kadar kullanışlı ki şimdi,

Hayalsiz yaşıyoruz nerdeyse,

Çocuklar, kadınlar, erkekler

Trenler tıklım tıklım

Trenler cepheye giden trenler gibi.


Kimi yolcu, kimi gurbet bekçisi

Ellerinde bavullar, fileler,

Kolonyalar, su şişeleri, paketler.

Onlar ki, hepsi

Bir tutsak ağaç gibi yanlış yerlerde büyüyenler.

Ah güzel Ahmet abı  benim,

Gördün mü bak

Dağılmış pazar yerlerine benziyor şimdi istasyonlar

Ve dağılmış pazar yerlerine memleket,

Gelmiyor içimden hüzünlenmek bile,

Gelse de

Öyle sürekli değil.

Bir caz müziği gibi gelip geçiyor hüzün

O kadar çabuk

O kadar kısa

İşte o kadar.

Ahmet abı , güzelim, bir mendil niye kanar

Diş değil, tırnak değil, bir mendil niye kanar

Mendilimde kan sesleri.

(Edip Cansever)’’

 
Bir mendil niye kanar? Bir çocuk niye ölümü seçer, neden daha minicik yüreğiyle ölüme kaşar. Neden yaşamına son  vermek ister, düşünürken, bunu dilendirirken bile insani ürperten yönetmenlere baş vurur ki neden...
 
Bir çocuk savaşta vuruldu, çocuklar elerinde taşlar sapanlarla savaşın içinde, Vuruldu yedisinde terörist diye, bedeninden onlarca kurşun çıktı... ekmek çaldı, baklava çaldı, polise taş attı, işkence gördü, bilmem kaç yıl hapis cezasıyla yargılanıyorlar vb. Bunları çoğaltmak, bunları örneklemek o kadar kolay ki. Çünkü her gün dünyanın dört bir yanında çocuklar öldürülüyor, katlediliyor, işkencelerden geçiriliyor. İşgale karşı özgürlük savaşında, bağımsızlık kavgasında kavganın içinde, başında çocuklar.

Bunları anlamak mümkün, onaylamak değil anlamak,  her insan yaşadığı toplumsal koşulların ürünüdür. İçinde yaşadığı toplumsal koşullar neyse o da onun bir parçasıdır. Irak, Filistin, Afganistan, Kürdistan da yaşıyorsanız, hele bir de çocuksanız katliamın, ölümün, işkencenin de koynunda yaşıyorsunuzdur. Orada yaşananların bir parçasısınızdır. Ondan kaçamaz ya da yok sayamazsınız.

Geldiğimiz coğrafyada dün ve bugün yaşananlar açısından belki bizler biraz kanıksadık, “alıştık” böylesi ölümlere/ alışmak da en kötüsü değil mi?. Daha dün memleketimizde apoletli generallerin iki dudağı arasından her çıkanın yasa olduğunda 17’sinde darağacına yollananı unuttuk mu? Ya  her gün işkence tezgahlarından gecenler. Bizler o günlerde işkence tezgahlarındaki, zindanlardaki zulümlerde kaç yaşındaydık? Bugün çocuk denenlerin yaşında değil miydik?

Her yerde ölüm önce çocukları yakalıyor, önce onları buluyor, onarlı alıp gidiyor. Yunanistan da polis kurşunuyla öldürülen 15 yaşında ki Alexandros Grigoropoulos  toplumdaki yokluluk yolsuzluğun fitilini ateşledi. Ve sokaklar, alanlar özgürlüğün, adaletin sesleriyle doldu, İsyanın kıvılcımı oldu.

Bunları olumlamak ya da doğal görmek asla değil, bunlar yaşadığımız dünyanın çirkin ve zalim yüzünün gerçekliği. Daha dün patlak veren dünya ekonomik kriziyle birlikte kendi dillerinden dökülmedi mi;”... sistem ahlaki bir yapı değil...” diyenler bu sistemin sahipleri ve savunucuları değil miydi? Bunlar bilinen veya en azında öyle olduğunu düşünmek istiyorum. Dünyanın dört bir yanında çocukların katledilmesi, işkencelerden geçirilmesi, sakat bırakılmalarının yaratıcısı bu sistem.

Yaşadığımız yerde, yukarda bahsettiğimiz çatışmanın sıcak ve açık yaşanmadığı bu coğrafyada neler oluyor? Düşünüyor muyuz? Her kesimin kendi bakış ve yaşam felsefesiyle ama hepsinin de ortak dilinden düşürmediği; “gençlik gelecektir” söylemini ne kadar içselleştiriyoruz? Ya da gençler ve daha çocuk yaşta dediğimiz gençlerimize, çocuklarımıza ne kadar ilgiliyiz? Onların dünyası ve sorunlarına ne kadar duyarlıyız? Savaşın olduğu bölgelere duyarlığımız ne derecede bu ayrı bir konu. Yanı başımızda çocuğumuz bir filim seyreder gibi orada çocuk ölümlerini nasıl izliye biliyoruz, bu ayrı bir konu. 

Ama bir kaç hafta önceydi, Basel`da 17 yaşında bir Türk genci, Zürich`de 13 yaşında İsviçreli bir çocuk;  ikisinin ortak özelliği kendilerini trenin altına atarak yaşamlarına son vermeleri.  Bu ikisi bir hafta içinde peş peşe gerçekleşen iki trajedi. Sadece iki örnek ama bu trajedi kimin? Bu gençlerin mi yoksa bu toplumun  mu? Bizlerin mi? Hiç düşündünüz mü üzerinde, kafa yordunuz mu?

Bildiğimiz, duyduğumuz  ya da bilemeyip, duymadığımız kaç minicik beden bu şekilde yaşamına son veriyor? Ben bir yıl içinde bu şekliyle 5 minicik yüreğin geleceğe yelken açması gerekirken bu kirli, bu duyarsız, bu vurdumduymaz, kendi bencilliği içinde boğulan toplumda kaçışa yelken açtığına tanık oldum.

Bu ülkede böylesi şeyler yazılmaz, haber yapılamaz. Bir yanıyla bu tür şeylerin haber yapılmaması olumluluk gibi düşünülse de, diğer yandan da bir gerçeklikten kaçış, onu gizleme çabasıdır.

Bu şekilde yaşamına son veren bu minicik bedenlerin, bu gencecik yüreklerin sıkıntıları neydi? Neden, niçin benzeri sorularını çoğaltmak mümkün. Ama bunların yanı sıra acaba kendimize şunu sorabiliyor muyuz; “ ben ne yapıyorum, ne yapabilirim, bu toplumda yaşananlarda benim payım ne?” vb soruları yüreklice kendimize sorabiliyor ve yanıt verebiliyor muyuz? Yoksa sitemin bozukluğu diyip içinde çıkıp kendimizi mı rahatlatacağız? Bu nereye kadar, ne darsınız nereye kadar?

Onur Yücel


  
Onur Yücel
onuryucel@gmx.net




Bu köşe yazısı 173 defa okundu. Toplam 1045 kelime

Yazdırılabilir Sayfa Yazdırılabilir Sayfa Pdf Formatı Pdf Formatı Yorum Ekle Yorum Ekle Arkadaşına Gönder Arkadaşına Gönder


[ Geri Dön: Onur Yücel ] - [ Yazarlar İndeksi ]






Öteki İsviçreÖteki İsviçreWeb site powered by PHP-Nuke


CopyLeft, Bu Sitenin Tüm Hakları Öteki İsviçre Dergisine Aittir. Kaynak Belirtildiği Sürece Her Türlü Alıntı Serbesttir. Öteki İsviçre, 2005-2009.
You can syndicate our news using the file or ultramode.txt
PHP-Nuke Copyright © 2005 by Francisco Burzi. This is free software, and you may redistribute it under the GPL. PHP-Nuke comes with absolutely no warranty, for details, see the license.
Sayfa Üretimi: 0.09 Saniye