İsviçre yaklaşık 41’288 km karelik yüzölçümüyle küçük bir Orta Avrupa ülkesidir. 1997 verilerine göre toplam nüfusu 7’113’500 kişi. Eskiden beri konumu itibarı ile merkezi bir bağlantı noktasında bulunmaktadır. Kuzeyden güneye (Orta Avrupa'yı Akdeniz’e bağlar), batıdan doğuya giden yollar İsviçre'den geçer ve Orta ve Güney Fransa'dan güney Almanya’ya ve Avusturya’ya oradan da Polonya, Ukrayna ve Karadeniz’e bağlanır.
İsviçre Yüzölçümünün 9’700 km karelik (yaklaşık %24’ü) tarım ve ormancılığa uygun değildir. Yüzölçümünün % 7’si yerleşim alanlarına ve yollara ayrılmıştır. Yine yüzölçümünün % 17 ‘si dağ zirveleri, kar ve buzullardan oluşmaktadır. (Buzulların payı 2000 km kare, toplamın % 5’i)
Sınırların uzunluğu 1881.5 km. Sınırlar genellikle doğal sınırlardır (Dağ, Göl, Irmak vs...). Ülke Alpler, Orta bölüm ve Jura olmak üzere üç bölgeye ayrılır. Bölgelerin büyüklük oranları 6;3;1 biçiminde formüllendirilebilinir. Dağları ve ülke güzelliğiyle turistlerin büyük ilgisini çeken bu küçük Avrupa ülkesi tarım alanı olarak daha çok orta İsviçre bölümünü kullanabilmektedir.
Ekonomik Gelişmenin Dinamikleri ve Tarihçesi
Toprak insanlığın ilk hazinesi olagelmiştir. Bütün ekonomik sistemlerin temelinde toprak vardır. Hatta bu o kadar öyledir ki ölen bir insana bile ‘Toprağı bol olsun denir’. Diğer dünya için bile bir zarurettir toprak. İlk insanın çok bir emek harcamadan biraz da tesadüflerin eseri olarak keşfettiği tarım, kendisinden sonra gelen bütün sistemlere analık yapmıştır. Bu yüzden olsa gerek ilk uygarlık ve ilk sistemli ekonomi Mezopotamya'da vücut bulmuştur.
Avrupa'nın kendisine dahi yetmeyen toprak verimi, Avrupalının dünya ekonomik sistemine çok sonraları dahil olabilmesine sebebiyet vermiş ve bu dahiliyet tamamen olmasa da kısmen topraktan bağımsız olagelmiştir. Söylemek istediğim, Avrupa’nın topraksız bir gelişim çizgisi izlediği değil, toprağın Avrupalının gelişiminde Mezopotamya’daki gibi bir belirleyicilikten uzak oluşudur. Bu sebeptendir ki Avrupalının dünya ekonomik ve de siyasal hayatında söz sahibi olabilmesi için en azından İngiltere’de vuku bulan endüstri devrimine kadar sebat etmesi gerekti.
Hikayemiz de bu topraksızlardan biri olan İsviçre üzerinedir.
Avrupa'nın merkezinde, bütün denizlere kapalı ve etrafında dünya ekonomik ve siyasal hayatına yön verebilen güçlü ulusların arasında, sıkışmış ve ama asla kaybolmamış bir ülkedir İsviçre. İsviçre, kapitalist anlamda olmasa da pazar hayatıyla çok erken tarihlerde karşılaşmış, ‘köylü millet’ denmesine rağmen kapitalist ilişkilerin en ücra köşesine kadar nüfus ettiği bir ülkedir. Alplerin eteklerinde yaşayanların tarımsal faaliyet yürütemeyecekleri bir coğrafi gerçekliktir. Kaldı ki tarım ve hayvancılığın yapılabileceği toplam alan da yaklaşık olarak ülke yüzölçümünün ¼’ü kadardır. Dolayısıyla insanların yıllık gıda gereksinimlerini karşılayabilmeleri için bir başka pazara gitme zorunlulukları vardır. Alplerin eteklerinde hayvancılıkla uğraşan İsviçreliler, ellerindeki ürün fazlalığını ülkenin orta kısmında tarımla meşgul olan rençperlerle değiş tokuş ediyorlardı. Yalnız bu değiş tokuş, birebir üretici-tüketici arasında değil, şehirde yerleşmiş bulunan bugünkü anlamda toptancılarla köylüler arasında gerçekleşiyordu. Bu toptancılar daha sonraları fabrika ve atölyeleri kuracak olan yeterli kapitale sahip burjuvalara evrileceklerdi. 13.yy.ın sonlarına doğru artık İsviçreli köylü, üretimini yıllık ihtiyacını karşılamaktan çok, pazarda satışa sunmak üzere gerçekleştiriyordu. Bu tarihsel gelişim, İsviçre toplumunu çok erken tarihlerden itibaren alış veriş kültürünün içine itmiştir. Bir taraftan yüzyıllarca aynı kalmış köy yapıları ve köylülük diğer yandan pazara yönelik bir üretim. Bu, bugünün İsviçre’sinde de çıplak gözle görülebilecek bir gerçekliktir.
18.yy.ın sonlarına kadar geldiğimizde tarım ve hayvancılıkla uğraşan çalışan nüfus oranı diğer sektörlerin çok üzerindeydi. Yine bu yüzyılın sonlarına doğru ekonominin belkemiğini oluşturan sektör yavaştan yavaştan endüstri sektörüne doğru kaymaktaydı.
| 1798
| 1888
| 1941
| 1950
|
1.Sektör (Tarım)
| 65.8
| 37.5
| 20.6
| 16.5
|
2. Sektör (Endüstri)
| 23.3
| 40.3
| 42.4
| 45.4
|
3.Sektör (Hizmet)
| 7.9
| 22.2
| 35.4
| 37.7
|
Tablo 1: İlk dönem sektörel dağılım
İsviçre’de Endüstri Sektörünün Gelişimi
İsviçre'de endüstri sektörünün gelişim hikayesi tekstil sektörüyle başlar. İsviçre ekonomisine uzaktan bakan biri için belki bir sürpriz olacak ama İsviçre toplumunun tarım ve hayvancılıktan sonra yaptığı en yoğun iş tekstil işi olmuştur. Cenevreli tüccarların Mısır ve Suriye’den getirdikleri tekstil hammaddesi, İsviçrelilerce işleniyor ve yine bu tüccarlar tarafından alınıp piyasaya sürülüyordu. İşi yapan aile de saat ücretiyle düşük bir gelire talim etme durumunda kalıyordu. Bu dönemde kendi içinde yoğun bir kastlaşmaya gitmiş olan el zanaatlarının yanında, burjuvazi ağlarını yavaş yavaş örüyordu. Dışarıdan hammadde getirip içeride işleten ve tekrardan bu malları dışarıya satan tüccarlar, geleceğin yatırımcıları ve fabrikatörleri olacaklardı. Daha sonra bahsedileceği gibi, İsviçre'de endüstriyel üretime geçmek için gerekecek olan sermayenin büyük bir kısmı bu yolla çok önceden biriktirilmiş olacaktı. 18.yy.ın ortalarından itibaren neredeyse her evde bir örgü veya dokuma makinesine rastlamak işten bile değildi. İsviçreli bir aile kendi evinde ve bütün aile fertleriyle günde 10-15 saat çalışıyordu (Heimarbeit). Bu küçük atölyelerin piyasa koşullarına kendilerini uydurmaları çok da kolay olmuyordu. Piyasadaki bir dalgalanma veya başka bir ülkenin (ki bu ülke genellikle İngiltere olmuştur) ucuz malları karşısında çok fazla bir dayanıklık gösteremiyorlardı. Bu durumda yapılacak en akıllı iş birleşip küçük fabrikalar şeklinde örgütlenmekti. Fakat kooperatif türü bir örgütlenmeye pek rastlanmıyor bu dönemde. Sermaye bakımından daha avantajlı durumda olan kişiler daha derli toplu bir üretim biçimine, fabrikalaşmaya geçiyorlardı. Tabi bu fabrikalaşma, o kadar saf ve temiz duygular beslemiyordu. İsviçreli bir işverenin 1824’de dediği gibi: “Fakirlik yaratmadan hiçbir fabrika kurulamaz.” Fabrika üretiminin karşısında güçsüz kalan ev atölyeleri, yukarıda bahsedilen sebeplerden ötürü de birer birer kapanmak durumunda kalıyorlardı. Bu noktadan itibaren İsviçreli bir aile artık daha büyük bir aile(!) olan fabrika ortamına girmiş bulunuyordu. Bu gelişme İsviçre proletaryasının ilk kısmını oluşturuyordu. İkinci kısım, tarım sektöründen gelecekti. Tarım ve hayvancılıktaki verim düşüklüğü ve bu sektörde geçinmeye çalışan nüfus yoğunluğu, zamanla endüstri sektörüne aktı. Tarlasından ya da çiftliğinden kopmak zorunda kalan köylü artık fabrika sahibi için ucuz ve de özgür işgücü anlamına geliyordu. Tablo 1’de de görüleceği gibi 1798 yılında tarım sektörü nüfusun %65.8’ini istihdam ederken, bu oran 1888’ de %37.5’e, 1940’da %20.6’ya ve günümüzde (1999 verilerine göre) %5.8’e (bkz. Tablo 2) kadar gerilemiş durumda. Üçüncü kısım ise zanaatçılardan gelecekti. Makine üretimi karşısında rekabet edebilecek gücü bulamayan el zanaatları çalışanları da artık birer fabrika işçisi olmak durumunda kalmışlardı.
1999/II
| Çalışan sayısı
| %
|
1. Sektör(Tarım)
| 185’000
| 5.8
|
2. Sektör(Endüstri)
| 1’017’000
| 35
|
3. Sektör(Hizmet)
| 2’688’000
| 59.2
|
Toplam
| 3’890’000
|
|
Tablo 2: Son dönem sektörel dağılım
Sermaye birikimi
İsviçre’de endüstri sektörünün büyüyüp serpilmesi için gerekli olan sermaye birikimi ise çoktan hazırdı. Dikkat edilirse İsviçre kapitalizmi işe bankaları kurmakla başlamamış doğrudan fabrika kurma aşamasına geçmiştir. Sermaye birikimi konusunda elimizde şu rakamlar bulunmaktadır: 1825 yılında bütün ülke bazında 4 milyon 524 bin 385 frank, 1835 yılında ise 11 milyon 513 bin 712 frank tutarında bir birikim söz konusuydu. Diğer taraftan bankacılık sektöründe de epey bir yol alınmıştı.
Banka Adı
| Kuruluş Tarihi
|
Cenevre Kantonal Bankası
| 1816
|
Bern Kantonal bankası
| 1834
|
Banque Generale Suisse in Genf
| 1835
|
Waadland Kantonal Bankası
| 1845
|
Deutsch-Schweiz Kreditbank in St. Gallen
| 1855
|
Schweizerische Kreditanstalt in Zürich
| 1856
|
Bank von Winterthur
| 1862
|
Tablo 3: Erken dönem İsviçre bankaları
Yine bu dönemlerde Avrupa’daki siyasal ve sosyal çalkantılardan ötürü sermaye açısından daha az riskli olan İsviçre'ye kapital gelişi söz konusuydu. Endüstri sektörü için bütün şartlar oluşmuş durumdaydı. Bir taraftan eski işinden kopmuş çiftçi, zanaatçı ve el dokumacısı diğer taraftan gerek ülke içinden gerekse ülke dışından biriktirilmiş yüklüce bir sermaye. Artık endüstri sektörü kalkışa geçebilirdi. 19.yy.ın başlarında Napolyon’un tarih sahnesinden çekilmesi ve İngiliz pamuklusunun Avrupa'ya hücum etmesi bütün kıtada olduğu gibi İsviçre’de de bir piyasa temizliğine sebep oldu. Ucuz İngiliz pamuklusuna karşı rekabet edemeyen göreceli küçük ölçekli tekstil atölyeleri kapanmak durumunda kaldılar veya daha büyük atölyelerce satın alındılar (piyasadan girişimcilerin 2/3’ü çekilmek zorunda kaldı). Bu dönemde işten çıkarılmalar ve de işsizlik büyük bir kar olarak büyük ölçekli üreticilerin lehine gelişti. Napolyon’un ‘Avrupa’nın Moğolları’ ve yine ‘ Doğa devlet yapınızı federatif yaptı’ dediği İsviçreliler, artık askeri alandaki Moğolluktan kapitalist alandaki Moğolluğa geçmek üzereydiler.
| Kendi evinde çalışan işçi sayısı(Heimarbeit) (%)
|
1820
| 49
|
1850
| 37.1
|
1880
| 21.7
|
1900
| 14.3
|
Tablo 4: Heimarbeit’ın fabrika işçiliğine dönüşümü
Tablo 4’te görüldüğü gibi 18.yy.ın ortalarından itibaren İsviçre'de bir yaşam şekline dönüşen ev içi işçiliği 19.yy.ın ikinci yarısından itibaren yerini daha büyük ölçekli bir üretim olan fabrika yaşamına bırakmaya başlamıştır. Bu geçişin kapitalist açısından bir sürü geçerli sebebi vardı. Biz burada sadece birkaçını sıralamakla yetineceğiz.
1. Ev işi yeterince disiplin altına alınamıyordu
2. Malların çok sayıda eve dağıtılması ve sonradan yeniden toplanması zaman ve para kaybına sebebiyet veriyordu
3. Üretim tek tek yapıldığından düzenli bir günlük miktar tutturulamıyordu
4. İşçiler arasında bir rekabet ortamı sağlanamıyordu vs.
Tabidir ki bu dağınık üretimin İsviçreli işçiler açısından da sakıncaları vardı. Bu sakıncalar işverenin sakıncalarından çok daha farklıydı. En önemli sakınca birbirinden habersiz iş yapanların dayanışamaması ve de işveren karşısında savunmasız kalmasıydı. Bu dağınıklık, ilerde de bahsedileceği gibi, İsviçre işçi sınıfının bir karakteri olacak ve zaten gerek coğrafi gerek kültürel farklılıklardan ötürü birbirinden ayrı düşmüş İsviçre işçi sınıfı, daha da parçalı bir görüntü alacaktı.
FabrikalaşmaEndüstriyel gelişmenin kişisel aktörlerinden bir olan Hans Caspar Escher 1805’de Bankier von Wyss ile birlikte su gücü ile çalışan dokuma fabrikasını Zürich’te kurdu. Escher fabrikasını kurmadan evvel Avrupa’daki bütün fabrikaları dolaşmış, yeterli teknik bilgiyi edindikten sonra kuracağı fabrikanın bütün parçalarını Fransa'dan getirmiş ve montajını kendisi yapıp üretime başlamıştır. Escher’in bu öncülüğü daha sonraki fabrikaların kuruluşuna da yansımış ve bu model örnek alınmıştır. Burada İsviçre endüstriyel üretiminin çok önemli bir karakteri oluşmak üzeredir. Tüm dünyadan haberdar ve tüm yenilikleri alıp kendine has titizlik ve özgünlükle üretim yapmak... Bu anlamda Japonlar ile İsviçreliler arasında bir benzerliğe işaret edersek sanırız abartmamış oluruz. Escher’in dokuma amaçlı kurmuş olduğu fabrika daha sonraları makine üretimine geçecek ve yine sonra bahsedeceğimiz gibi, ilaç sanayisine yataklık eden tekstil üretimi makine sanayisine de analık yapacaktır.
Fabrikalaşmaya erken (19. yy.ın başından itibaren) denebilecek bir tarihte başlayan İsviçre endüstri sektörü, tam anlamıyla ihracata yönelik bir gelişim çizgisi izlemiştir. Bunun böyle olmasında İsviçre'nin coğrafik konumu büyük bir rol oynamıştır. Yeraltı ve yerüstü doğal kaynakların kıt, denizlere kapalı olan bu küçük ülke, ayakta kalabilmek veya başka bir deyişle ayağa kalkabilmek için, dış pazarlara yönelmek durumundadır. Nasıl ki kendi içerisinde bir pazar ağını çok erken tarihlerde kurmak zorunda kalmışsa, aynı şekilde dış pazar ağını da erken tarihlerde oluşturmak durumunda kalmıştır. Daha önce belirttiğimiz gibi, İsviçreli bir tüccar için Amerika, Afrika ve Asya kıtası çok önceden gidilip gelinen yerler olagelmiştir. Fakat sadece gidip gelmek veya ticaretin dar anlamında bir şeyler alıp, bir şeyler satmak yeterli olmuyor. Ekonominin kapitalist üretim biçimine evrildiği bir dönemde fabrika maddeleri, saat, makine ve makine parçası da satmak gerekiyordu. Konumu itibariyle mal taşımasına uygun olmayan ya da taşımanın yüklü bir gider olduğu İsviçre girişimcisi için malını satabilmenin çok az yolu kalıyordu: Titiz bir işçilik ve değerli bir ürün.
İsviçre Endüstri Sektörünün Özellikleri
Doğa kaynakları kısıtlı olan İsviçre'nin akla gelebilecek hemen hemen her alanda (Süt ürünleri dışarıda tutulabilir) hammadde gereksinimi ithalat yoluyla karşılanmak durumundadır. Nasıl ki dokumacılık için gereken hammadde Mısır, Suriye, vb. ülkelerden ithal edilmişse; kömür, demir ve enerji de yurtdışından ithal edilmiştir. Bu durum İsviçre'yi dışarıya bağımlı kılan bir sebep olarak bugün de gerçekliğini sürdürmektedir. Ama bugün bir gerçeklik daha vardır: O da, bağımlının, bağımlı olduğunu artık kendisine bağımlı kıldığıdır.
Endüstri sektörü içerisinde Kimya, Makine ve alet yapımı, saat ve tekstil kolları en önemli kollar olarak bugün de önemini korumaktadırlar. Her ne kadar tekstil kolunda göreceli olarak bir düşüş gözlense de tekstil makineleri konusunda İsviçre hala bir isme sahiptir.
Kimya Sektörü
Kimya sektörü günümüzde ilaç sanayisiyle doruk noktasındadır. Bu sektörün İsviçre'de büyüyüp kol atmasına vesile olan alan daha önce de bahsettiğimiz gibi tekstil alanı olmuştur. Tekstil kolu için gerekli olan boya maddelerinin üretimiyle başlayan hikaye, günümüzün ilaç devlerine kadar gelmiştir. Basler Chemie-Werk’in kökenleri 1859'a kadar gider ama o tarihlerde Basler Chemie-Werk küçük bir boya fabrikası olarak faaliyet yürütüyordu. Zamanla CIBA adı altında büyük bir ilaç devine dönüşmüş ve Nisan 1996’da yine bir ilaç devi olan Sandoz ile birleşmiş ve birleşmelerinden Novartis dünyaya gelmiştir . Yine aynı tarihlerde kurulan Fabrik von Geigy’ı, Hoffmann & Traub (Hoffmann – La Roche, 1896) izlemişlerdir. 1870’de kimya sanayisinin yıllık cirosu 8 Milyon frank civarındayken bu rakam 1899 yılında 30 milyon frank civarına tırmanmıştır.
| 2000
| 1999
| Değişim %
|
Yıllık ciro
| 35.8 Milyar fr.
| 32.5 Milyar fr.
| 10.00
|
Net Kar
| 7.2 Milyar fr.
| 6.7 Milyar fr.
| 8.00
|
Çalışan
| 67653 kişi
| 81854 kişi
| -17.00
|
Tablo 5: Novartis’in 2000 yılı bilançosu
Tablo 5'te görüldüğü gibi, 2000 yılında Novartis'in yıllık cirosu 35.8 Milyar frank. İsviçre'nin 1998 yılındaki Gayri Safi Yurtiçi Hasılasının (GSYİH) (reel) 329 Milyar 66 Milyon frank olduğu göz önüne alınırsa, Novartis’in ülke ekonomisindeki yeri/önemi rahatlıkla görülebilir.
Saat Sektörü
17. ve 18.yy.da saat endüstrisi Cenevre, Jouxtel ve kanton Neunburg’da yoğunlaşmıştı. Daha sonraları saat endüstrisi İsviçre'nin her tarafına yayıldı. 18.yy’daki üretim Heimarbeit şeklindeyken daha sonraları atölye biçimi üretime geçildi. 19.yy’ın ikinci yarısında da fabrika üretimine geçildi. "Swiss Made" sembolü dünyaca tanınan ve saygınlık uyandıran bir sembole dönüştü. Tipik İsviçre işçiliğinin sembolleştiği saat sektörü, son dönemlerde gelişmiş teknolojinin de kullanımıyla oldukça yüksek bir kalite çizgisine erişmiştir. Yine de sektöre özgünlüğünü katan özellik, basit ve ucuz saat üretiminden çok lüks ve pahalı saat üretimi olagelmiştir. Aşağıdaki tabloda da görüleceği gibi saat, hassas aletler ve bujiteri kollarında ihraç edilen mallar ihracatın 3.önemli kolunu oluşturur.